Toprak ve sanat

Toprak ve sanat

Sanat karın doyurmaz derler ama doğrusu sanatsız karın doymaz olmalı. Ruhumuzun besini sanat midemize düşündüğümüzden daha yakın. İlk sanat eserleri sayılan mağara çizimlerindeki bizonlar, öküzler boğaza giden yolun sanata uğramış halleri değil midir?  Mağara çizimlerinden, sinemasına, çağdaş sanatına yemek/gastronomi sanat için önemli bir içerik her zaman. İnsan ruhuna iyi gelen iki konu sanat ve yemeğin kesişen yollarını arşınlayacağız bu sayfalarda. İşe en baştan, topraktan başlayalım dedik. Teruar/Toprak Fransız şarapçılığı tarafından literatüre kazandırılmış, artık sadece şarap değil belli bir bölgeye özel tüm ürünler için kullanılan bir kavram. Teruar taş, toprak, insan, güneş, yağmur, rüzgar demek. Ve de sanat. Floransa’nın Galleria Uffizzi müzesinde sergilenen Simone Martini’nin Annunciazione tablosu, toprak-sanat simbiyozunun en güzel örneklerinden biri. Siena Ekolü’nün önde gelen isimlerinden Sienalı Simone’nin eserini Toscana toprağına dair kılan nedir?

Sanatta zanaat

Ortaçağ’da Floransa ve Siena şiddetli iktidar mücadelelerine sahne olur. Dönemin iki zengin şehri devleti dünyanın kimseye kalmadığını unuturcusuna çatışır, her konuda birbirlerini geçmek için çabalarlar. Kan, ihtiras dalavere ile örülü saraylardan baş yapıtlar da çıkar. Sienalılar Floransa’nın merkezindeki Duomo’yu geçmek amacıyla “Yeni Duomo”yu inşa eder.  Siena savaşı kaybedip Floransa hakimiyetine geçtiğinden yapı asla tamamlanamaz. Sienalı’ya hubrisini hatırlatan trajik bir karakter gibi Siena Duomo’su. Aynı zamanda o bitmemiş haliyle mükemmel olmayanın zaferi. İşte Annunciazione bu Duomo için yapılan iddialı projelerden biri. Zenginliğinin baş kaynaklarından kuyumculuk olan Siena’nın, Sienalı Simone’si bir dönem kuyumcu çıraklığı yaptığından altını işlemeyi bilir. Tablosunda daha önce kullanılmayan, kuyumculuktan aldığı teknikleri kullanarak altın rengi işlemeleri eşi enderi olmayan bir seviyeye getirir. Teruar dediğimiz de bu değil midir?

Zeytin dalı zambağa karşı

Kullanılan malzeme ve tekniğin doğduğu topraklardan gelmesi dışında Annunciazione’yi toprağının ürünü yapan bir detay var, eserin tam da merkezinde. Cebrail’in Meryem’e hamile olduğunu haber verişinin anlatıldığı tabloda, melek elinde zeytin dalı taşır. İkinci planda arka tarafta vazo içinde bir demet zambak görülür. Hristiyan sembolojisinde masumiyetin ve saflığın sembolü zambak Meryem’in bekaretini işaret eder. Simone Martini sembolojiden haberi olmadığı için mi konunun en can alıcı sembolünü geri planda kullanır?  Hayır, toprağına kulak verdiğinden zeytin dalını eserinin ortasına, dini açıdan sembolik değeri olan zabağı ise bir köşeye iliştirir. Çünkü Zambak bugün olduğu gibi o zamanlar da Floransa’nın sembolüdür. Sienalı Simone Antik Yunan’da, Roma’da pagan kültürün en önemli sembollerinden, Akdeniz peyzaj ve kültürünün vazgeçilmez parçası zeytini zambağa yeğler. Tıpkı Atina şehrini, gücün sembolü atı sunan Poseidon yerine sükunet ve barışı sembolize eden zeytini sunan Atene’ye vermeyi şeçen Zeus gibi. Şehrin en kutsal noktası bu şekilde pagan bir sembolle taçlandırır. Zeytin dalı zambağın, politika dinin, şehir fanatikliği tarafsızlığın önüne geçer. Bu da ruhani amaca hizmet etmek için ısmarlanan eseri daha insan, daha evrensel ve zamansız kılar.

Toprağının kader arkadaşı olarak sanat eseri

Annunciazione dünyaya gelişinden yüz yıl kadar sonra resim sanatındaki yeni akımların etkisiyle gözden düşer. Yerinden alınıp Sant’Ansano delle Carceri kilisesine taşınır. Dört parçadan oluşan gövdesini birleştiren orijinal çerçevesini yitirir ve dört ayrı tablo olarak hayatına devam eder. Ta ki, 18.yy’da artık Floransa’ya bağlı olan Siena ciddi bir deprem yaşayana kadar. Sienalılar depremin Duomo’ya verdiği zararı restore edebilmek için Toscana Gran dukası Ferdinand’a Sienalı Simone’nin başyapıtını teklif ederler. Gran duka “ben o tabloyu alayım, size para vermeyeyim ama yerine iki tablo vereyim” der. Simone gider iki Luca Giordano eseri gelir. Sienalılar bir kez daha Floransalılar’ın oyununa gelirler. Annunciazione bir süre Floransa gümrüğünde bekledikten sonra Uffizzi’de yerini alır. Restore edilir, orijinaline benzer bir çerçeve ile yeniden tek vücut olur. Bir anlamda Floransa ve Siena topraklarının İtalya çatısı altında birleşip huzur bulması gibi, o da Uffizzi’de tüm ihtişamıyla huzura kavuşur.

Toprağına sahip çıkan sanat

Siena ve Floransa bugün Toscana bölgesinin birer parçası, iki komşu. Sienalı ve Floransalılar hala birbirlerinden haz etmezler. Sınırları yün yumağı gibi birbirine karışmış bu iki şehrin kırsalında kazara Sienalı bir köye “Burası Floransa’ya bağlı değil mi!” derseniz “haşa!” cevabı alacağınız kesindir. Bu iki güzel şehir ve kırsalı farklılıkları, tarihleri, benzerlikleri, itilafları, barışları, savaşlarıyla İtalya’nın, Toscana’nın kalbi. Yüzyıllardır değişmeyen en büyük ortak paydaları ise üzüm ve zeytin. Bağcılık gibi Zeytincilik de Toscana’da önemli bir ekonomik güç. Aynı zamanda kültür mirası. Tarih boyunca resimden, edebiyata, sinemaya sanatın tüm dallarında  tepeleri, servileri, bağları, zeytinlikleriyle sabitlenen Toscana manzarası anıt muamelesi görüyor. Hem de öyle bir anıt ki, rakibi İspanya’ya nicelik açısından yaklaşamayan İtalyan zeytinciliğinin önünde bir lahit gibi duruyor.  Asırlık Toscana (Tüm İtalya için geçerli bir sorun) zeytinlikleri çok kaliteli ürün verseler de rekolteleri düşük. Bakım ve rekoltenin elle yapılması gerekliliği maliyeti yükseltiyor. İtalyan üretimi ülkenin ihtiyacını karşılamazken, tepeler boyunca kesintisiz devam eden zeytinlikler, ürün maliyeti karşılamadığı için budanmadan, toplanmadan başıboş yaşıyorlar. Zeytin yine politikanın tam ortasında. Üstelik sanat ve kültürel miras başlığı altında. “İspanya gibi, zeytinlerin saksıya dizilmiş balkon çiçeği misali dip dibe yetiştiği yoğun zeytinliklerle rekolteyi artırmalı mıyız? Terk edilmiş zeytinlikleri ekonomiye nasıl kazandırız?” Tüm İtalya’da, özellikle de Toscana’da hararetle bu sorular tartışılıyor. Krizden, ekonomiden, üretimin artırılmasından bahsedilirken “Toscana’nın manzarasına zararı olur mu” kaygısı ranttan ağır basıyor. Toscanalı sanat eserlerinde belgelenip, hafızalara kazınmış tatlı Toscana tepelerinin ahengini bozacak bir iş yapmayı kültürüne ihanet olarak görüyor. Daha da önemlisi adı geçince akan suların durduğu “Toscana” markasını sanatına ve doğasına borçlu olduğunun bilincinde. Kaş yaparken göz çıkarmaktan kaçınıyor. Böylece Teruarın bir parçası olan sanat, teruarın korunması için bir gerekçeye dönüşüyor.

Sanat ve yemek sever Toscana yolcusuna

Bu kadar Toscana ve zeytinyağı konuşmuşken bölgeye seyahat edecekler için yılın en iyi Toscanalı zeytinyağlarından da bahsedelim. İtalya’nın gastronomi konusundaki en önemli yayın kuruluşu Gambero Rosso her yıl zeytinyağı rehberi hazırlıyor. Ülkenin hemen tüm zeytinyağları tadılıp değerlendiriliyor. Bu sene rehberin final jürisinde olduğum için, bölgesel elemeyi geçip Roma finaline kalan tüm zeytinyağlarını tatma fırsatım oldu. Sadece Toscana’dan 170 zeytinyağı tattık. Ürünlerin hemen hepsi mükemmel ve kusursuzdu. Harika ile daha harika arasında seçim yapmak çok zor oldu. Zeytinyağına tüm sağlıklı öğelerini bağışlayan ve de acılaştıran polifenol açısından zengin Toscanalılar jüriye adeta kök söktürdü. Fonte di Foiano ve Franci Toscana’da öne çıkan üreticiler oldu. Mükemmel dişli, mükemmel gülüşlü, mükemmel vücutlu, mükemmel giyinen Hollywood yıldızlarını anımsatan Toscana zeytinyağaları arasında, Üzümler ve İnsanlar’ın kahramanlarından Corzana Paterno’nun ürettiği zeytinyağı ise İngiliz aktörleri gibiydi. Kaslarını değil de karakterini konuşturan haliyle kişisel oscar’ımı aldı. Kaybolmaya yüz tutmuş zeytin çeşitlerinden, monokultivar yani tek cins üretim konusunda uzmanlaşmış Chiantili Grasso da bu yılın en başarılılarından. Tanınmaya, tadılmaya değer üreticilerden. Baş vuru tarihini unuttuğu için Gambero Rosso rehberine giremeyen, Floransa’ya iki adım uzaklıktaki Altomena çiftliğinin Legno d’Ulivo adını verdiği zeytinyağı ise, hata gibi yorumlanacak odun tınısının istenerek verildiğini anlayabilecek süzülmüş damaklara göre. Zeytinyağı ve yemek severler Floransa’da De Burde ve Oro D’aria; Siena’da Trattoria Dino, La Grotta di Santa Caterina ve Osteria del Gatto’yu kaçırmasın.

Tablodan tarife

Zeytinyağı Toscana mutfağında bir pişirme aracı değildir. Yemeklerin baş kahramanlarından biridir. yemeğe başlamadan önce sofraya zeytinyağına banmalık çiğ sebze getirme geleneği Toscana’da doğar. Brusketta olarak telaffuz edilmesi gereken Bruschetta’nın yapıldığı Toscana ekmeği tuzsuzdur. Ekmek, salamın, peynirin, zeytinyağının önüne geçsin istemez Toscanalı. Bu sade ama lezzetli mutfağın en en temel yemeklerinden Pappa al pomodoro, bayat ekmek, domates ve zeytinyağı ile yapılır. Toscanalı için Pappa al Pomodoro İstanbullu için simit gibidir. basit ve eşsiz. İtalyan mutfak edebiyatının klasiklerinden Cucchiao Argento’dan Pappa al Pomodoro tarifi…

  • 4 Kişi için malzemeler
  • 200 gr tuzzsuz köy/karadeniz ekmeği
  • 6 soyulmuş domates ya da domates sosu
  • 2 diş sarmısak
  • Fesleğen, sızma zeytinyağı (ne kadar bol o kadar lezzetli)
  • Tuz, karabiber

Bayat ekmek küp şeklinde doğranıyor. Samısaklar 5 kaşık zeytinyağında kavruluyor. Sarmısakla lezzetlenen zeytinyağına önce ekmekler sonra da domates ilave ediliyor. Domateslerin çok olgun olması şart. Olgun domatesin bulunmadığı aylarda yerine 500 gr domates püresi kullanılabilir. Ekmek ve domates iyice harmanlandığında malzemelerin üzerini kaplayacak kadar su eklenip, arada sırada karıştırılarak 30 dakika pişiyor. Ocaktan almadan birkaç dakika önce fesleğen yaprakları, tuz ve karabiber Pappa ile buluşuyor.  Pişimin bitiminde tabağın üzerinde bolca zeytinyağı gezdirmek adetten.

 

Bu yazı daha önce İstanbul Art News gazetesi Mayıs sayısında kullanıldı.

İlgili yazılar: