Sol D'oro ve zeytinyağı üzerine bir sayıklama

Sol D’oro ve zeytinyağı üzerine bir sayıklama

Önünüzde çok uzun bir yazi var. Italya’da verilen önemli bir zeytinyağı ödülü çevresinde, kafamda uçusan tilkileri salındırdığım bir yazı. Okuyucuya şimdiden teşekkürler.

Ölmeyen ağaç zeytin

Sol D’oro ödülleri açıklandığında ilk yapmak istediğim basın salonuna koşup, bilgisayar başına oturup “haberi geçmek” oldu. “İtalya’nın en önemli uluslararası zeytinyağı yarışmalarından Sol D’oro ödülleri, Verona’da sahiplerini buldu. Dünyanın en prestijli zeytinyağı yarışmalarından kabul edilen Sol D’oro’ya İtalya, İspanya, Türkiye, Portekiz, Yunanistan, Hırvatistan, Slovenya, Almanya, Japonya, Şile’den 300 zeytinyağı katıldı.  Yarışmanın jürileri arasında Türkiye’den zeytinyağı üreticisi ve tadımcı Selin Ertür de vardı” şeklinde gelişen bir haber yazmak için basın odasına koşmaya hazırlanırken artık muhabir olmadığımı hatırladım. Rahatlayarak, koltuğuma biraz daha yerleştim.  Sonra kendimi Verona sokaklarına attım. Derken Roma sokakları. Hatta araya bir de Floransa sokakları aldım. Yarışma sonuçlarının açıklanmasının üzerinden iki hafta geçti.  Türk basınında yer bulamayacak bir haber olduğunu bilmenin hüznü ve rahatlığıyla bu eskimiş haberi zevkle yazıyorum.  Türkiye’de böyle haberler, konular “niş” kabul ediliyor. Son dakika neonlu haberlerin yanına yakıştırılmıyor. Sol D’oro’yu kimin kazandığını bilmemeniz son iki haftadır hayatınızı değiştirmedi. Belki de editörler haklıdır. Bence değiller. Bunlar konuşulası şeyler. Evet, belki, bilmemek hayatınızı değiştirmedi ama bilmek bir şeyleri değiştirebilir.

 

Uzattım. Ajans spotunda da belirttiğimiz gibi Sol D’Oro İtalya’nın, dolayısıyla dünyanın en kıymetli zeytinyağı müsabakalarından. Burada ödül alan zeytinyağları dünyanın en iyilerinden demek.  Türkiye’den de iki firma vardı yarışmaya katılan. Japon zeytinyağları ise ilk kez katıldılar. Japonlar Shodashima adasında bir asırdır zeytinyağı üretiyorlar. Şaka değil. Gittim gördüm.  Shodo Shima adasını ziyaretimde adanın açık hava müzesi kabul edilen zeytinliklerini gezmiş, üreticilerle tanışmıştım. Üretimleri çok düşük, zeytinlerde polifenolden eser yok ama azimli ve gururlular. İşte bu azim ve gururla asla kazanma şansları olmadığını bildikleri bir yarışmaya katılma onurunu ülkelerine yaşatmak onlara yetiyor. Sırf bu samuray adabı için bile takdir edilmeyi hak ediyorlar. Konudan yine uzaklaştık. Japon zeytinyağlarını, zeytin ağaçları ve geleneksel metotla üretilen soya sosu ile meşhur olan adadaki maceralarımı uzunca bir süredir üzerinde çalıştığım Japon annelerin kitabında anlatıyorum. Biraz sabır.

Sol D’oro altın madalyalıları

Tekrar Sol D’oro’ya dönersek… Verona kongre salonun üst katında Selin Ertür ve diğer jüri üyeleri 300 katılımcının zeytinyağlarını kılı kırk yararak test ederken ben alt katta zeytin tarımcıları ve zeytinyağı üreticileri için düzenlenen seminerlere katılıyordum. Sol D’oro ekibi tarafından organize edilen zeytinciliği geliştirmeye yönelik çok teknik ve faydalı iki günlük bir etkinlik. Ağzımızdaki bakteri florasının tadımı nasıl etkilediğinden tutun, zeytinlikler gübrelenmeli mi gübrelenmemeli mi, sulama yapılmalı mı yapılmamalı mı, budama, budamama, sıkım teknikleri gibi son derece teknik bir o kadar da ilginç, konusunun en iyi araştırmacılarının verdiği bir dizi semineri İtalya’nın farklı yerlerinden gelen üreticiler takip ettiler. Sadece tarım değil pazarlamadan da konuşuldu. İspanya, İtalya, Rusya’dan işinin ehli insanlar üreticilere hikayelerini tüketiciye nasıl ulaştırabileceklerini anlattılar. Ambalajları, İnternet siteleri, yemek fotoğrafları aracılığıyla nasıl kendilerini ifade edebileceklerine dair feyz aldı üreticiler. En ateşli tartışmalardan biri yoğun üretime geçilip geçilmemesi üzerineydi. İtalyan zeytinyağları kalite konusunda İspanyollar’dan öndeler. Ancak İspanya nicelik açısından İtalya’yı çok geride bırakıyor. 80’li yıllarda aldıkları tarım politikası kararları İspanyolların bu avantajlı ve dezavantajlı konumunun başlıca sebebi. İspanya 80’lerde eski ve bakımı zor zeytinliklerle yeni ve bahçe çiti gibi dip dibe yoğun zeytinlikler arasında bir seçim yapmış. Yoğun ekim fikri ağır basmış,  İspanya bugün yoğun zeytinciliğin öncülerinden dünyada. Yapılan araştırmalar sonucu en yoğun, en sorunsuz, en çok rekolte veren cinsler seçilerek çoğaltılmış. Uzmanlar İspanyol yerel cinslerinden taş çatlasa 5-6 kultivarın şişelendiğini hatırlatıyorlar. İtalya’da ise 80’den fazla kultivar şişeleniyor. 581 farklı türle İtalya dünyanın en zengin zeytin çeşitliliğine sahip ülkesi. Bu zeytinlerin çeşitlerinin hepsi hala hayatta ve ekim halinde. Türkiye’de 80 kadar tür olduğu söylenir. Bizde de İspanya gibi birkaç tür üzerine yoğunlaşılmış. Çok derin mesele, uzun uzun anlatmaya değer. Kısaca bugün İtalya da bir yol ayrımında. İspanya tarzı üretime, İspanyol kultivarlara yönelen üreticiler var. Daha çok üretmek ve üretimin maliyetini düşürmek zorunda oldukları bir gerçek. İtalyanlar İtalyanlıklarından olmadan bunu nasıl yapabileceklerini tartışıyorlar. Çok önemli, örnek alınması gereken bir tartışma bu. Bu kadar ciddi bir konu tartışılırken işin içine “ülkenin manzarasını” da endişelenecek meselelerden biri sayıyorlar. Çünkü zeytinlikler İtalyan peyzajının önemli bir parçası. Yoğun üretim zeytinliklerin bu peyzaja zarar vereceği, üretimi arttırırken ülkenin manzarasının da düşünülmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Çıldırmamak elde değil. Tüm bunları çuvaldızı kendilerine, iğneyi İspanyollara batırarak yapıyorlar. Duygulanmamak imkansız.
Bir de zeytinyağının kimyasal yorumunun uluslarası standartları mevzu var ki, o da epey karışık. Çok uzun lafın kısası, Amerika’da özellikle Güney Amerikalı yeni zeytin üreten ülkeler, eski kıta zeytinleri kadar kaliteli ürün elde edemediklerinden uluslarası kabul edilen değerlerin düşürülmesine neden oluyorlar. Dünyanın polifenol açısından en zengin zeytini sayılan Coratina’nın anavatanı İtalya’da bilim insanlarının özellikle Arjantin ve Şili zeytinleri nedeniyle düşürülen standart değerlere itirazı var. Tartışılan konular arasında sıkım aşamasının zeytinyağının kimyasına yansıması en ilginç başlıklardandı. Mükemmel bir zeytini sıkım sırasında öldürebiliyorsunuz. Havada pek çok rakam, istatistik uçuştu. En çok dikkatimi çekip hatırımda kalan numaralar Türkiye’nin Tunus ve Suriye’nin arkasında, dünya zeytinyağı üretiminde 6. sırada olması. Üretimde 3. sırada olan komşu Yunanistan kişi başına düşen zeytinyağı tüketiminde dünya birincisi, tüketimde de üretimde de ikinci sıra İtalyanlar’ın. İspanya dünyanın en çok zeytinyağı üreten ülkesi ve üretiminin çoğu tek bir bölgede Andalusia’da yapılıyor.

Verona’da öğrendiğim baklaları zamanla ağzımdan çıkaracağım.

İtalya’nın en başarılı üreticileri, zeytinyağını daha yapmadan dünyanın dört bir ucuna satabilen insanlar işi gücü bırakmış bu iki günlük yoğun seminere gelmişlerdi. Benim için İtalyan zeytinyağcılığının annesi olan Antonella Titone de katılımcılar arasındaydı. Daha önce tanışmadığım ama zeytinyağlarını asla mutfağımdan eksik etmediğim bu ufak tefek, anaç kadını görünce sarılmak, ellerinden öpmek havalarda zıplatmak istedim. Elbette yapmadım. Feltrinelli kitapevinin kafesinde sandviçlerimizi yerken sohbet ettik. Bu sene yağlarından memnun olmadığını söyledi. Titone zeytinyağları mükemmel yapılmış, hSicilya’Nın harika topraklarının, kendine özgü yerel zeytinleriyle yapılan, şişeyi açar açmaz sizi yemyeşil domateslerin olduğu bir bahçeye, kırlara taşıyan ürünler. Titone’Nin ne demek istediğini neden mutsuz olduğunu biliyordum. Gülümseyerek “ sizin yapabileceğiniz bir şey yokmuş. Yağınız her zamanki gibi kusursuz ama bu sene şişeyi açtığınızda her zamanki gibi havayi fişekler patlamıyor ama yine de ince ince insanın içine işleyen, çok güvenilir bir dost” dediğimde Titone’yi az da olsa teselli edebildiğimi biliyordum. genl çizgisini bilmeyen, ilk kez Titone tadan birini çıldırtacak kalitede olsa da iyi geçmeyen bir sezonun getirdiği sönüklükten hafif payını almış ürünleri bu harika kadının canını acıtması onu ve zeytinyağlarını biraz daha sevemem neden oldu.

Domenico Cetrone, mansiyonlu Laziolu üreticilerden. Eskiden sadece masa zeytini olan Itrana’yı kaliteli zeytinyağına dönüştüren ilk isimlerden.

Yine konudan uzaklaştım. 300 yağı tadan, başarılı üretici ve tadımcı Selin… le de kaşla göz arasında görüştük. Daha önce telefon ve e-mail aracılığıyla görüşmüşlüğümüz vardı ama tanışmamıştık. Aşağıdakilerin yukarıdakilerin nasıl çalıştığını görmesi için verilen mola sırasında Selin’i köşesinde buldum. Bir haftadır sabahtan akşama kadar yağları tekrar tekrar tadıyorlardı. Yorgun olduğu her halinden belliydi. “Çok zor bir yarışma. Zeytinyağlarının çoğu İtalya’dan ve mükemmeller” dedi. Bu sene Gambero Rosso’nun zeytinyağı rehberinin final jürisinde olduğum için ne demek istediğini fazlasıyla anlıyordum. Özellikle Toscana bölgesi zeytinyağları o kadar mükemmellerdi ki bana kalsa hepinize üç yaprak, kırk puanla şampiyonsunuz der, tek sayfayla kapatırdım rehberi. Bir süre bu utanmaz İtalyanlar’ın ne kadar da iyi zeytinyağı yaptıklarından konuştuk. Selin, Türkiye’den iki katılımcı olduğunu ancak finale kalamadan elendiklerini söyledi. Selin’in yağları iki sene önce bu yarışmada mansiyon almıştı. Onun dışında Türkiye’den bu yarışmaya katılıp da dereceye girebilen zeytinyağı yok. Ben tuzu kuru insan öfkesiyle “nasıl olur, o kadar kaliteli zeytinlerden neden yüksek kaliteli zeytinyağı yapılamaz” diye söylenirken, Selin sadece işin tadım değil üretim tarafında da olduğundan devletin çiftçiye nasıl yardım etmediğini, İtalyan ve tüm Avrupalı üreticilerin aldıkları yardımları hatırlattı. Ekonomik zorluklar dışında ülkede topraktan anlayan, hasat yapabilecek vasıflı işçi eksikliğinden tutun, üretim tesislerinin kısıtlılığına sorun çok. Üreticiye hak vermemek mümkün değil ama Türkiye’de bu konuda deli kontenjanında da eksiklik olduğu hissindeyim. Mesela İtalya’nın en bol ve en kötü kaliteli zeytinyağlarını üreten Calabria’da çılgın kadın Librandi, çılgın kız kardeşler Doria kusursuz zeytinyağları üretebiliyorlar. Calabria’dan bile böyle harika işler çıkıyorsa. Türkiye’den de çıkabilmeli. Türkiye’de üreticiden, tadımcıya ve tüketiciye her aşamada ödevlerin ihmal edildiği hissiyle ayrılıyorum Selin’in yanından.

Sol D’ora geri dönersek. Kazanaların çoğu İtalyan ve İspanyol. İtalya’nın 12, İspanya’nın 3 madalyası oldu.  Birer Sloven ve  Hırvat üretici de Akdeniz’in devleri arasından sıyrılıp mansiyon almayı başardılar bu sene. Türkiye’de daha iyi şeylerin yapılabileceğine inanmak için bir neden daha!

Gecikmeli de olsa işte kazananlar…

Hafif meyve aromalılar kategorisinde ödül alanlar:
Sol d’Oro (Altın) – Moli D’Oli Gabriel Alsina, Castello De Farfanya – Spagna
Sol d’Argento (Gümüş) – Leone Sabino, Canosa di Puglia (Barletta-Andria-Trani) – Puglia
Sol di Bronzo (Bronz) – Batta Giovanni, Perugia – Umbria

Orta meyveliler kategorsinde ödül alanlar:
Sol d’Oro – Cosmo Di Russo, Gaeta (Latina) – Lazio
Sol d’Argento – Azienda Agricola Donato Conserva, Modugno (Bari) – Puglia
Sol di Bronzo – Aceites Oro Bailen Galgon, Villanueva de La Reina – Spagna

Yoğun meyveliler kategorsinde ödül alanlar:
Sol d’Oro Tenuta Zuppini, Torricella Sicura (Teramo) – Abruzzo
Sol d’Argento Agricola Quattrociocchi Americo, Alatri (Frosinone) – Lazio
Sol di Bronzo Pruneti, San Polo in Chianti (Firenze) – Toscana

Organik tarım kategorsinde ödül alanlar:
Sol d’Oro – Azienda Agricola Tommaso Masciantonio, Casoli (Chieti) – Abruzzo
Sol d’Argento – Azienda Agricola Quattrociocchi Americo, Alatri (Frosinone) – Lazio
Sol di Bronzo – Frantoio Franci Snc, Montenero (Grosseto) – Toscana

Tek cins zeytinden üretilmişler kategorsinde ödül alanlar:
Sol d’Oro – Leone Sabino, Canosa di Puglia (Barletta-Andria-Trani) – Puglia
Sol d’Argento – Azienda Agricola Quattrociocchi, Alatri (Frosinone) – Lazio
Sol di Bronzo – Aceites San Antonio, Jaen – Spagna

Photocredit: © Foto Veronafiere-ENNEVI

İlgili yazılar:

Roma’da nerede bira içilir

2016-04-28 17:07:15
elvan

23

Meraklısına çok uzun bir bira hikayesi

2015-10-03 15:57:41
elvan

23

Bir balık, üç anne, bir teyze…

2015-06-02 13:17:01
elvan

23

Tipopils: Bir yoldan çıkma hikayesi

2015-05-30 17:36:20
elvan

23

Bakterilerle Dans

2018-01-30 19:17:51
elvan

13