Roma’nın en iyi dondurmacıları 1: Otaleg

IMG_4200Tabelalarının üzerinde “Meşhur Roma Dondurması” yazan dondurmacıların elinde büyüdüm. Hâlâ var mı farkında değilim ama çocukluk yıllarımın İstanbul’unda ne hikmetse dondurmalar Romalı’ydı. Belki de bu yüzden ciddi bir dondurmasever olarak çok küçük yaşta Roma’ya gitme hayalleri kurmaya başlamıştım. 1999 yılında yılbaşını geçirmek için Roma’ya geldiğimde, 31 aralık gecesi karşıma çıkan her dondurmanın tadına baktığımdan İstanbul’a sesi kısık döndüm. Herkes konsere gittim de bağırmaktan oldu zannetti. Şehirde yürüyüp dondurma yemekten başka bir şey yapmadığımı kimseye itiraf etmedim. Dondurmayı severim. Kim sevmez ki? Yine de dondurmanın da armutlusuna saplı, üzümlüsüne çöplü diyenlerdenim. Mesela çok soğuk dondurma sevmem. Bunu söylediğimde alay konusu olsam da söylemekten vazgeçmiyorum. Dondurma dediğin buz gibi olmayacak. Sütünü, kremasını, meyvesini hissedeceksin. Öyle çok tatlı da olmayacak. Malzemesi yeterince iyi olmayan dondurmacıların müşterinin aklını çelmek için şeker ibresini abarttıkları fikrindeyim. Bu arada Roma’da gittikçe artan tuzlu dondurma çeşitlerine de ayrı bir zaaf geliştirdim son yıllarda.

Roma’da öyle bir dondurmacı var ki, o zamanlar dondurma olsa Plato’nun mağarada oturan adamının duvarına işte bu dondurmanın gölgesi yansırdı. Dondurmanın en ideal formunu Marco Radicioni’nin Otaleg dondurmacısında bulabilirsiniz bence. Radicioni, merkeze epey uzak, hali vakti mahallelerinden Portuense’de Roma’nın en “ el yapımı” IMG_4198dondurmasını üretiyor. Dükkânın girişinde mutfağı var. Tamamen cam. İçi neyse dışı da o. Sabah saatlerinde gittiğinizde Radicioni’yi iş başında görebiliyorsunuz. 1920’lerden kalma antika bir makineyle çalışıyor. Her şey manuel. Bir seferde sadece 6 kg dondurma üretebiliyor. Her şeyin en kalitelisini kullanıyor. Sütlü çeşitlerin yanında, süt kullanmadan sadece meyveyle yaptıkları da var. Mevsimine, gününe göre değişiyor dondurma çeşitleri ama her zaman birkaç tuzlu çeşidi de oluyor. Tam anlamında zanaatkar dondurması olduğundan her şey el emeği, göz nuru, sıfır katkı maddesi, sıfır tatlandırıcı. Sonuç: alır almaz erimeye başlayan bir dondurma. Kimileri bu halinden şikayet etse de dondurmanın duruluğunun işareti hızlı erime sendromu. Bir dondurma ne kadar zor eriyorsa o kadar çok katkı malzemesi kullanılmış demek.

Dondurmayan, damağı şekerle ahmaklaştırmayan dondurmalardan en sevdiğim çeşidi şam fıstıklısı. En sevdiğim çeşit olduğundan Otaleg’de de favorim bu. Yoksa Radicioni çok özel malzemeler kullanarak, akla gelmeyecek şeyleri buluşturarak enfes lezzetler yaratıyor. Otalegin iki farklı fıstıklısı var. Biri İtalyan fıstıkları diğeri Yunanistan’dan gelen fıstıklarla yapılıyor. Tercihim Yunanlı olan. Çok lezzetli, IMG_4197fıstığın doğal tuzunu şekerin ardından tatlı tatlı hissettiriyor. Bir de Gorgonzolalı dondurması var ki, onu öyle alıp külahta yemek olmaz. Küflü peynir sevenlerin bu dondurmaya aşık olmamaları imkansız. Konsantrasyon gerektiren ciddi bir dondurma. Ayak üstü arkadaşınla kol kola gezerken yenecek gibi değil. Toscana’nın Muffato’su , Friuli’nin Piccolit’i gibi asil küf olarak bilinen botrytis’in saldırısına uğramış, kusurunu cazibeye dönüştürmüş şaraplarla içmek gerek bu dondurmayı. Otaleg’in dondurmasının kilosu 25 euro. Elde yemek isteyenler için her top 1 euro. Gerçekten ulaşılması zor bir mahalle olsa da esaslı dondurma tutkunlarının kaçırmaması gereken bir yer.

İlgili yazılar:

Bakterilerle Dans

2018-01-30 19:17:51
elvan

8

Toprak ve sanat

2017-06-08 09:09:47
elvan

8

Daniele Usai ile risotto anatomisi

2017-05-19 15:46:23
elvan

8

Aşk, Sinema ve Zeytin Sineklerine dair

2017-04-06 13:08:43
elvan

8