Çiğ ve Pişmiş

Blog’un adı Levi Claud Strauss’tan çalıntıdır. Postacı’da Massimo Troisi’nin dediği gibi şiir okuyanındır önermesiyle yola çıkıp, çok sevdiğim bu kitabın adını iç rahatlığıyla çaldım. Strauss’un kitabı çok önemli bir sosyolojik çalışma. İlkel mitlerden örnekler verip ateşin, pişirme işleminin olduğu yerde sosyalleşmenin olduğuna getiriyor lafı. Japon mutfağına olan tutkum pişirmemenin de pişirmek olduğunu öğretti bana. İtalyan mutfağı çiğ, ham maddenin pişirmekten daha önemli olduğunu. Bu blogda biraz çiğ, biraz pişmiş, bol bol da mayalanmış şeyler olacak. Şarap, bira, yemek, seyahatler, evli ve çocuklu seyahatler. Roma, italya, İstanbul, Türkiye, Japonya, İspanya  daha neler geçecek bu blogun içinden. Biz ailece yemeyi, düşünmeyi, yerken düşünmeyi, düşünürken yemeyi, yediğimizi düşünmeyi, düşündüğümüzü yemeyi, düşünceyle yemeyi seviyoruz. Yediklerimizi seçmenin politik bir seçim olduğunun farkında, yemeyi, içmeyi, gezmeyi, dünyayı, emeği seven herkesi soframıza bekliyoruz. Birlikte yemek ve düşünmek için. Sağlıcakla…

Ha biz kim miyiz? Ben Elvan. Eskiden muhabirdim. Bir otobüs kazasında aile fertlerini kaybeden insanlara ne hissettiklerini sormam istendiğinde muhabir olmaktan vazgeçtim. Başka işler yaptım. Erkek aslanların akşama kadar uyuduğu, dişi aslanların çocuk baktığı, güzel gözlü ceylanları avladığı bir kanalda çalıştım bir süre. Muhabirliği özledim. Dünya tatlısı kadınlarla röportajlar yapıp, hikayelerini, tariflerini yazdım. Mamma Mia, İtalyan mutfağı hakkında çok şey çıktı ortaya. Yayın evi “Mutfak hayat demektir” diyerek sundu kitabı. Gerçekten de öyle değil mi?Ardından iki çocuk kitabı yazdım. Yine mutfak ve hayat merkezli. Üzümlü, şaraplı kitabım yayınlanmayı bekliyor.

Paolo, eşim, akademisyen. Üniversitede ciddi ciddi bilimle uğraşmaya çalışan bir romantik. Fizikçi, sibernetikçi, insan makine ilişkisi araştırmacısı. Marx ve Frankfurt okulu sevdalısı. Yiyip de şişmanlamayan sinir bozucu insanlardan. Etin, balığın mümkünse çiğ olanını sever. Her akşam üşenmeden bu yemekle şarap mı bira mı gider diye sorar. Sucukla pastırmaya karşı zaafı vardır, hayatta sevmediği iki şey bamya ve şalgamdır.

Lorenzo Deniz, en miniğimiz. Yemek yemeğe 4 aylıkken armutla başladı. 6 aydan itibaren lezzet yelpazesini hızla geliştidi. Akdeniz ve uzakdoğunun tatmadığı sebzesi yok gibi. haftada iki gün çorbası kombu yosunuyla pişiyor, abur cubur olarak küçük miktarlarda nori yosunu seviyor. Son zamanlarda dünyanın en iğrenç yemekleri listesinde üst sıralarda yeralan natto ile sabah kahvaltısı yapıyor. Panda ve mor kedisi şerafattin vazgeçilmezleri.

Bir de Elif, Zeynep, Doğu,Hande, Mine, Sabiha, Mario, Rosanna, Marta, Stefano, Maurizio, Cristina, Merve, Başar, Antonio, Andrea, Şenay, Ceren, Vedat, Hakkı ve ötekiler var.

By continuing to use the site, you agree to the use of cookies. more information

The cookie settings on this website are set to "allow cookies" to give you the best browsing experience possible. If you continue to use this website without changing your cookie settings or you click "Accept" below then you are consenting to this.

Close