Aşk, Sinema ve Zeytin Sineklerine dair

İçinde sinema, aşk, başarı, zeytinyağı hikayesi olan bir yazı okumak üzeresiniz. Dikili ağacı olan herkese faydası dokunabilecek pratik bilgiler de cabası…

Marco Tullio Giordana is basinda

Söze yine geçikmiş bir haberle başlıyorum. Geçtiğimiz haftalarda Floransa kırsalında, Antinori şaraplarının ev sahipliğinde Il magnifico/ Muhteşem zeytinyağı ödülleri verildi. La cucina Italiana dergisinin nisan sayısında detaylıca bahsettim bu ödülden ve zeytinyağı üzerine harika bir kitaptan. Jürisinde tanıdık bir isim, Selin Ertür’ün de yer aldığı Magnifico, genç ama sektörün kıymet verdiği bir yarışma. Medici ailesinin Lorenzo il Magnifico/Muhteşem Lorenzo’sundan geliyor. 2013 yılından beri yılın en muhteşemlerini büyük disiplinle seçiyorlar. Bu sene ince eleyip sık dokuma işini bir mertebe ilerletip, katılımcıların gönderdikleri tüm zeytinyağlarının aynısını mağazalardan satın alıp karşılaştırma yapmışlar.  Bu şekilde üreticinin yarışmaya özel şişe gönderme riskinin önü alınmış. 191 katılımcıdan 1 tanesinde üretici numunesi piyasadakinden farklı çıkmış. Katılımcısı nispeten az, butik bir yarışma olduğundan böyle muhteşem bir uygulamayı gerçekleştirme lüksleri var. Ödülden uzun uzun bahsetmeyeceğim ama iki buçuk saat süren upuzun ödül töreninde benim gönlümü fetheden iki konuşmayı paylaşmak istiyorum. Yaşam boyu başarı ödülü alan Nicola Titone ve yılın “zeytinyağı kültürüne katkı sağlayan kişiliği” olarak ödül alan yönetmen Marco Tullio Giordana’nın konuşmalarını…

Toprak ve sinema

Antinori bağlarının içindeki Fonte de medici kır otelinin yemek okulu da var

Tullio Giordana’yı sinema severler La Meglio Gioventu filminden hatırlayabilirler. Çocukluğu kuzeyde, Cremona kırsalında geçen yönetmen büyüdüğünde daha ışıltı bir yol seçmiş kendine. Sinema. Bugün İtalyan sinemasının hatırı sayılır senaryo yazarı/yönetmenlerinden. Ama insanın içine bir kez doğa kaçtı mı illa ki ona dönüyor galiba. Tullio Giordana da birkaç yıldır Toscana’da aldığı zeytinlikte kaliteli zeytinyağı üretmek için canla başla çalışıyor. Medyatik görünürlüğü, zeytinciliğe ilgiyi artırdığından bu ödüle layık görülmüş yönetmen. Tullio Giordano öyle kimi ünlüler gibi, bağ, zeytinlik alıp da başkalarını çalıştıranlardan değil. Fotoğrafta da görüldüğü üzere 9 yaşında kullanmayı öğrendiği traktörün başında tarlasında çalışan bir entelektüel çiftçi. Ödülü kabul ederken yaptığı konuşmada “toprak da filmlere benzer” diyerek söze başladı. İlk başta toprak ve sinemayı bağdaştırmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim. Sonra yönetmen “filmleri yönetmenin yönettiği zannedilir ama aslında yönetmeni yöneten filmdir. Toprak da öyle. İstediğiniz kadar ilaçla, gübreyle kontrol altına almaya çalışın, sizi asıl yöneten topraktır” dediğinde kendimi aptal aptal sırıtırken buldum. Mamma Mia için yazdığım önsözü hatırladım. Kitabı “zaptı raptı olamayan bir deliliğe” benzetmiştim, Shakespeare’den kopya çekerek. İşe başladığımda aklımda başka bir kitap vardı, sonra baktım ben yazmıyorum. Kitap kendi yolunu çiziyor ben de itaat ediyorum. Hayatlarımız da öyle değil mi? Ekiyoruz, biçiyoruz, gübreliyoruz, yönettiğimizi sanıyoruz ama o yine gideceği yere gidiyor. Bazen hayal kırıklığı, bazen hayal ettiğimizden de güzel sürprizler çıkarıyor karşımıza. Ektiğimiz soğanın, arada bir yerlerde harika bir çiçek olacağını düşünmeden yaşadığımız için şaşırtıyor da şaşırtıyor bizi. Ancak Tullio Giordana gibi elini hem ışığa, hem toprağa bulamış biri böyle basit ve güzelce dile getirebilirdi bu duyguyu.

Muhteşem Nicola

Nicola Titone

Bu aydınlanma akşamı çoktan güzel kılmıştı ama ardından bir de Nicola Titone’nin sözleri geldi. Titone zeytinyağlarından daha önce bahsetmiştim. Bizim evin ve İtalyan zeytinyağı meraklısının vazgeçilmezlerinden. Titone 50 yıldır denizi, yel değirmenleri, tuzu, şarabıyla ünlü Marsala kasabasında, Sicilya’da organik zeytinyağı üretiyor. Nicola Titone’nin ödülünü vermek için sahne çağıran şef Mattia Barciulli, Titone sahneye gelirken aralarında geçen bir anekdotu paylaştı. Yıllardır hem restoranda hem evde Titone zeytinyağlarını kullandığını itiraf eden yıldızlı şef bundan birkaç sene önce Titone’den mükemmel denemeyecek zeytinyağı geldiğini, bu aileden mükemmel olmayan bir ürün alınca endişelenip Nicola’yı aradığını anlattı. Şef Titone’yi arayıp da ” bacağım kırıldı işler aksadı” cevabı alınca içi rahatlamış. Nicola Yaptığı işte varlığı bu kadar hissedilen bir isim Nicola Titone.  Emektar üretici “Ben eczacıyım” diyerek başlıyor söze. Titone ailesi kuşaklardır kasabanın en büyük eczanesinin sahibi, kızı da gelecek kuşak torunu da eczacı. Nicola Titone eczacılık tecrübesinin, günümüz kimyasının insana ve doğaya yaptıklarının bilincinde olmanın kendisini 50 sene önce organik tarım yapmaya yönelttiğini anlatıyor. Çok tanıdık bir hikaye. Sıradanın dışında bir şeyler yapan tüm girişimciler gibi deli muamelesi görüyor.  “50 sene önce bana deli dediler. İlaçsız, gübresiz zeytin yetiştireceğim, organik zeytinyağı yapacağım dediğimde yüzüme acıyarak baktıklarını hatırlıyorum. Yıllar geçtikçe haklı olduğumu gördüler, artık üniversiteden hocalar geliyor, öğrenciler tezler hazırlıyor” diyor. Yıllarının çabasının zeytinyağına değil, kendi kariyerine adanmış bir ödül almanın sevinci her halinden belli. 82 yaşındaki bu muhteşem Sicilyalı, aslında işin artık tamamen kızı Antonella’nın sırtında olduğunu eklemeyi de ihmal etmiyor. Kızının titizliğinden ve mükemmeliyetçiliğinden şikayetçi. Nazlanarak kızının çoktan onu geçtiğini anlatıyor. “Kızım artık işi iyice ele geçirdi. Bana sürekli emirler yağdırıyor. Özellikle de tek cins zeytinden olmayan yağlarımızı hazırlarken 10 gr şundan, 17gr bundan yazan, zeytinliğin, sıkımhanenin her köşesine bıraktığı pizzo’lardan bunaldım” diyor. Salon kahkahalar içinde. Pizzo Sicilya lehçesinde mafyanın haberleşmek için kullandığı, küçük kağıtlara yazılmış notlara deniyor. Pizzo’yu alan, geride delil bırakmamak için okuduktan hemen sonra yutuyor. Nicola Titone büyük aktörlere özgü ışığıyla doldurduğu sahneden salondaki tümü kendinden genç üreticilere “devam edin, hiç yılmadan ilerleyin” diyerek ayrıldı.

Sabah kahvaltısında perde arkası

Ertesi sabah kahvaltıda karşılaşmak beklenmedik ve güzel bir sürpriz oldu. Konuşmasının çok güzel olduğunu söyleyip teşekkür ettikten sonra bacağı kırıldığı sene neyin yanlış yapıldığını merak ettiğimi söyledim. Bir an yüzüme baktı, durdu ve “aslında benim bacağım kırılmadı. Hayatta hiçbir yerim kırılmadı. O sene eşime kanser teşhisi koyulmuştu. Her şey anlamsız geliyordu. Hayatı, zeytinliği her şeyi boşladım. Bundan iki sene önce de eşimi kaybettim” dedi. Sabah sabah hiç beklenmedik bir kroşe oldu bu. Ne diyeceğimi bilemeden baktım. Nicola Titone bir güzel gülümsedi. Merak etme, geçti dercesine. “Eşim her şeyimdi. Bugün buradaysam ona borçluyum” diyerek gülümsemeye devam etti. Antonella Titone de annesinin ne kadar ciddi bir insan olduğunu, konuşmayı çok seven babasını masanın altından dürttüğünü hatırlatarak babasını güzelce uyardı. Sonra da fısıldayarak “yıllardır bir yerlere gitmeye ikna etmeye çalışıyorum. Yok artık benden geçti, çiftlikten dışarı adımımı atmam diyordu. Ödül için davet ettiklerinde yeniden doğdu. Buralara gelmeye başka türlü ikna edemezdim” diyor. Baba kız ödül için Val di Pesa’ya gelmeden önce Floransa’da mola vermişler. Nicola Titone uzun yürüyüşlere çıkamadığı için kenti bisikletle dolaşmışlar. Buradan da Pisa’da eczacılık okuyan torunu ziyarete gidecekler. Elli yıllık üretim hayatında almadığı ödül kalmayan, Sicilya zeytinyağcılığını bambaşka bir seviyeye taşıyan Nicola Titone’nin 82 yaşında kariyerine verilen bir ödül için bu kadar heyecanlanması, artık ayrılmam dediği topraklarını bırakıp Toscana seferine çıkması onu daha da insan, daha da güzel kılıyor.

Titone ailesiyle organik tarımdan konuşuyoruz. “Bizim oralarda aslında organik tarım yapmak zor değil. Denize yakın olduğumuzdan, deniz her şeyi temizliyor. Ancak zeytinin en büyük düşmanı zeytin sineği de denizden geliyor” diyor.

Nicola’nın organik tarım sırrı

Zeytinyağı da üreten Antinori ailesi anti zeytinyağı küplerini kullanmasalar da, modern çelik tankların yanı başında tutuyorlar.

Nicola, devlet sırrı gibi saklayacağını düşündüğüm formülünü hiç çekinmeden anlatmaya başlıyor. İşin sırrı hamside. Titone “Hamsi aklıma gelene kadar denemediğim şey kalmadı. Eşimin rujları dahil, 47 farklı malzemeyle deneme yaptım. Konserve hamsi hayatımızı kurtardı” diyor. Titone her ağaca, tamamına yakını suyla dolu 2 litrelik pet şişeler koyup içine konserve hamsi atıyor. Şişenin kenarına kalem geçecek büyüklükte bir delik ve tuzak hazır… Hazır proteinin kokusunu alan dişi sinekler yumurtalarını bırakmak için şişeyi zeytine tercih ediyorlar. Erkek sinekler de dişilerin kokusunu takip ederek tuzağa düşüyorlar. Titone “Ana artık çok fazla ağacımız olduğu için gerçek hamsi kullanmayı bıraktık. Brezilya’dan organik hamsi tozu alıyoruz. İşimizi görüyor. Daha ucuza geliyor” diyor. “Her ağacın kendine özgü bir sineği vardır. Bu formül tüm ağaçların farklı sineklerinde işe yaradı,bizim çiftliğimizde. Hamsi olmaz da sardalye olur. Konserve olmaz da tuzda balık olur. Tuzda balık kullanıldığında tuzunu iyice temizlemeye dikkat etmek gerekir” diyor. Tuzak için ideal zaman ise ağaçların çiçeklenme dönemi, Mart, Nisan. Titone’nin sırrını bir dikili ağacı olan herkesle paylaşmak borç oluyor…

İlgili yazılar: